Bloga başlamamın ilk gününün heyecanı değil, biraz evvel gördüğüm bir reklamın gazıyla yazıyorum:
Tefal reklam yapmış, bir 'anne' yağda yumurta kırmış, tavadan tabağa nakletmek için tavayı sallayıp duruyor. Tabii anne olsun olmasın yumurta kırmış olan herkes bilir ki bu durumda bir spatüla çok güzel iş görür. Nitekim kadıncağız tavayı uzuuun bir zaman sallarken benim içimdeki ses kalp atış ritmime ayak uydurarak hızlanan bir tempoda 'spatüla spatüla spatüla ...' deyip durdu. Şimdi bunun üzerine neden yazıyorum?
1. Bu reklam da diğer pek çok reklam gibi annelere anneler gününde mutfak eşyası alınmasını tavsiye ediyor. (Hadi bu Tefal, başka tür ürünleri yok. Peki TEKNOSA'ya ne oluyor? Neden blender'lar, ütüler, ve bilimum başka iş yapma araç gereçleri annelerimize layık da i-pod'lar layık değil mesela?)
2. Evet, ben teflon tencere tava kullanmıyorum. Bu kimyasal üzerine bir yazın taramasını başka zaman yapayım. Bir vakitler baktığımda insanlar için zararları olabileceğine ve çevremiz için de pek iyi olmayabileceğine dair fikir edinmiştim. Uzunca yıllar pilav için alternatif olmadığını zannettiğim için kullanmaya devam ettim. Ama sonra farkettim ki pilav çelik tencerede de gayet güzel oluyor.
Tabii bir diğer güzel alternatif de demir tencere tavalar. Yıkadıktan sonra yağlamak dışında özel bir bakım gerektirmiyorlar. İster tahta alet kullan, ister metal, hiçbir şey olmaz. Neden bilmiyorum ama yemeklere çok güzel kıvam veriyorlar (pilav denemedim). Fırında da kullanılabiliyorlar hem. Şeflerin pek çoğu bunları tavsiye ediyor (mesela How to Cook Everything). Hem de demir kapta pişen yemeğe bulaşan demir vücudumuz için faydalı! Demir tava kadar olumlu bir konu düşünerekten yatmaya gidebilmek ne güzel!
Friday, May 11, 2007
Trans
Bugün öğle yemeğinde herkesin kafasını 'trans fat' yani hidrojene nebati yağ meselesi ile ilgili olarak ütüledikten sonra çenemin bir daha böyle düşmesini önlemek için çok uzatmadan dün aklıma gelen parlak fikri uygulamaya geçiriyorum işte: bir pimpirikli annenin defteri (bu tamlamada 'bir'i nereye koymak gerektiği konusunda başka bir zaman yazayım, şimdilik böyle olsun). Peki bu nasıl işe yarayacak? 1. Bir kere anlatırsam sıkılırım, bir daha -en azından bir süre- bu konulardan bahsetmek istemem. 2. Merak edenlere bu yazıları kaynak gösterip konuyu kapatırım.
Ne biliyoruz?
Mevcut araştırmalara göre bunlar en zararlı yağlar. Kalp için hayvansal yağlardan daha zararlı (mesela Mozaffarian vd. 2006).
Bu açıdan çok fena ürünler:
Margarin (mesela Sana)
Bisküvilerin çoğu: Ülker Bebe Bisküvisi, Eti Form - iyi bildiğiniz daha pek çok şey
Nasıl uzak durulabilir?
1. Paket içinde abur-cubur seçerken 'içindekiler' listesine bakın. 'Hidrojene nebati yağ' diyorsa uzak durun. Türkçe liste yoksa İngilzce lıstede arayacağınız laflar: 'hydrogenated' veya 'partially hydrogenated'. Türkçe liste varsa da İngilizce'sine bakmak iyi olabilir - Türkçe listede 'nebati yağ' yazan ama İngilizce'sinde bu yağın hidrojene olduğunu itiraf eden bir ürüne rastlamıştım.
2. Lokantada yemek (pilav, börek v.s) seçiyorsanız içinde margarin olup olmadığını sorabilirsiniz. Margarinin Türkçesi 'Sana' - gerçekten: Sana demedikçe anlamayan çok aşçı gördüm. (Sana reklamına girmez bu sanıyorum? Onlarla hiçbir bağlantım yok.)
Kaynakça:
Mozaffarian vd. 2006. "Trans Fatty Acids and Cardiovascular Disease" New England Journal of Medicine. 354:1601-1613.
http://content.nejm.org/cgi/content/short/354/15/1601
Ne biliyoruz?
Mevcut araştırmalara göre bunlar en zararlı yağlar. Kalp için hayvansal yağlardan daha zararlı (mesela Mozaffarian vd. 2006).
Bu açıdan çok fena ürünler:
Margarin (mesela Sana)
Bisküvilerin çoğu: Ülker Bebe Bisküvisi, Eti Form - iyi bildiğiniz daha pek çok şey
Nasıl uzak durulabilir?
1. Paket içinde abur-cubur seçerken 'içindekiler' listesine bakın. 'Hidrojene nebati yağ' diyorsa uzak durun. Türkçe liste yoksa İngilzce lıstede arayacağınız laflar: 'hydrogenated' veya 'partially hydrogenated'. Türkçe liste varsa da İngilizce'sine bakmak iyi olabilir - Türkçe listede 'nebati yağ' yazan ama İngilizce'sinde bu yağın hidrojene olduğunu itiraf eden bir ürüne rastlamıştım.
2. Lokantada yemek (pilav, börek v.s) seçiyorsanız içinde margarin olup olmadığını sorabilirsiniz. Margarinin Türkçesi 'Sana' - gerçekten: Sana demedikçe anlamayan çok aşçı gördüm. (Sana reklamına girmez bu sanıyorum? Onlarla hiçbir bağlantım yok.)
Kaynakça:
Mozaffarian vd. 2006. "Trans Fatty Acids and Cardiovascular Disease" New England Journal of Medicine. 354:1601-1613.
http://content.nejm.org/cgi/content/short/354/15/1601
Subscribe to:
Posts (Atom)